12 Temmuz 2018 Perşembe

SEO Hakkında Doğru Olduğuna İnanılan 4 Şehir Efsanesi



Seo büyülü sopa gibi bir olay değil. Google’ın webmasterlar’a bu konudaki direktifleri ve açıklamaları oldukça net. Fakat bizler biraz okumayı sevmediğimizden önemli ksıcaklıkmları kaçırıyoruz. Sonrasında forumlarda gördüğümüz “dolunay varken link alıp, o gece sunucunun üstüne soğan bıraktım. Sitem şimdi bütün kelimelerde ilginç şekilde 1. Sırada çıkmaya başladı” hazzında efsanelerle kulak bağlıyoruz.


Bu da her insanın bilmiş olduğu fakat bizim bilmediğimiz bazı sihirtronik vakaları varmış gibi kabul etmemize niçin oluyor ve fena halde yanılıyoruz. Işte, çoğumuzun yanıldığı popüler 4 diğer örnek:

01. Efsaneleşmiş: “backlinkler en önemli liste faktörüdür”
Google’ın backlinkleri ve linkleri çeşitli sinyaller olarak kullandığı her insanın biliyor. Fakat backlinkler sadece önemliler, anlatıldığı şeklinde en önemli kriter değildir. Backlinklerin en önemli 3 kriter arasında olup olmadığını soran bir webmaster’a john mueller bunu aleni şekilde ifade ediyor:



“sıralamaları belirlerken pekfazlaca unsurü kullanıyoruz ve bu harbiden birfazlaca faktöre bağlı. “top 3” isminda bir listemiz yok, linkleri kullanıyoruz ancak linklerle beraber çok daha fazlasını da kullanıyoruz.”

02. Efsaneleşmiş: “sosyal medya bir seo ve sıralama unsurüdür”
Aramızda toplumsal medyanın seo için önemli olduğu ve sıralama faktörü olduğu iddiasına muadil gelmemiş olan var mı? Tamam, madem yok o halde devam edebiliriz.



Bu konuda da yeniden eski ve yeni google çalışanlamış olurının ifadelerine yer vermemiz yerinde bir karar olacaktır. “toplumsal medya seo’yu etkisinde bırakır mi?” sorusuna matt cutts’ın verdiği cevap şu şekilde:

“facebook ve twitter sayfalarına tıpkı index sistemimizdeki öteki siteler şeklinde davranıyoruz. şayet twitter veya facebook’da botlarımız bir şey bulursa onu tarıyor ve arama motoru sonuçlarına zaman zaman yansıtıyor. Fakat bunu yaparken ‘aa senin twitter’da bir sürü takipçin var veya feysbuk sayfanı biroldukca şahıs beğenmiş’ şeklinde kanılara varılmıyor. Dolaysıcaklıkyla şu anda buna benzer hiçbir sinyali değerlendirmiyoruz.”

Mevzuya ilişik olarak john mueller’in de farklı bir açıklaması var:

“sosyal medya etkisi google üzerindeki doğal sıralamalarımızı etkiliyor mu? Doğrudan olarak hayır, kısaca sıralamayı etkileyen herhangi bir etki yok. Toplumsal ağlarda paylaşılan linklerin büyük çoğunluğu nofollow linklerdir, bundan dolayı sıralamanızı yükseltme konusunda bir avantajlarının olması mümkün değildir. Buna karşın zaman zaman toplumsal paylaşımları doğrudan arama sonuçlarında gösterilebilir.”

Her iki ismin de açıklaması sosyal medyanın sıralama üzerindeki etkisini net bir şekilde açıklıyorlar. Toplumsal medyanın sıralama unsurü olarak kabul edilmesi efsanesi 2013 yılında google +1 tufanıyla birlikte başladı. Bazı seo şirketleri google +1’lerinin arama neticelerindaki değeri arttırdığını iddia etti. Hala bile google’ın makine öğrenimi yöntemiyle etkilediği benzer biçimde spekülatif iddialar var. Ne var ki google çalışanlamış olurının ifadesi bunu bugüne kadar doğrulamış değildir.

03. Efsane: “google’ın algoritma ve liste faktörlerini biliyoruz”
Moz, semrush, backlinko, searchmetrics ve daha niceleri seo bloglarınlarında “sıralama faktörleri”ni yayınlarlar. Halbuki bunlar reel manada google’ın algoritmasını asla temsil edemezler. Tüm bu liste faktörleri, seo dünyasının önemli şirketlerinin tecrübe etme yanılma yöntemiyle elde ettikleri verilerdir. Sıralama unsurü içerikleri hazırlanırken matematiksel olarak bağıntılardan yola çıkılır. Eğer iki şey gerçekleştiğinde tek birinin gerçekleşmesinden daha yüksek şansa sahipse bunun daha doğru olabileceği ihtimali gözetilir.



Hiç bir seo blogu yada seo firması kendi verilerini sunarak google’ın algoritmasını bildiklerini iddia edemezler. Bundan dolayı karmaşa bir yapıya haiz bütün seviye gizli saklı ve saklıdır.

Aynı şekilde google hiçbir zaman siteleri moz’un “domain authority” kriterini gözeterek sıralama belirlemez. Bunlar sadece moz’un kurduğu bağıntıların bir sonucudur. Kesinlikle ve yüzde yüz doğruyu temsil edemezler. Bunu moz ve diğer vasıtaların alakalı sayfalarındaki uyarı ibarelerinde de görebilirsiniz.

04. Efsane: “misafir blogculuk google’ın kullanım laflaşmelerine aykırıdır”
Konuk blogculuk kavramı ile alakalı ilk fırtınalı tartışmalar henüz matt cutts bir google çalışanıyken 2014 senesinde başladı. Matt cutts: “şayet misafir blogculuğu link kazanmak için kullanıyorsanız, acilen vazgeçmeniz gerek,” minvalinde bir açıklama yaptı. Ayrıca 2014 senesinde bir başka açıklamada matt cutts şunları söyledi:

“konuk blogculuk yapmak için hala birfazlaca nedeniniz (markanızı yaymak, erişimi arttırmak ve camia oluşturmak vs.) var. Bu faydalar, sizi google’dan önce geleceğe taşıyabilir. Elbet bazı mükemmel ve kaliteli konuk blogcular da yok değil. Benim kastım, seo amacıyla hazırlanan ve yayınlanan konuk makalelardır.”

2017 yılına geldiğimizdeyse john mueller kendisine yöneltilen bir soruya şu şekilde yanıt verdi:



“ben misafir yazıları bağlantı kazanmak için yayınlamazdım. Web sitenizi kendinizi dünyaya duyurmak için kullanın.”

Görüldüğü üzere google çalışanları hiçbir vakit konuk blogculuğun google’ın kullanım şartlarını ihlal ettiğini belirtmedi. Google’ın şartlarını ihlal eden şey; pagerank’i manipüle etmeye yönelik olarak bir link şemasının hazırlanmasıdır. Bu yapılmadığı sürece konuk bloguluk zararlı bir fiil değildir.

Toparlama çabaları
Google rehberleri ve google çalışanları bizlere yeterince bilgiyi sunarak, kullanıcılar için “en iyi deneyimi sunacak içerikler ve siteleri” oluşturmamızı öneriyor. Bizim önerimiz mi? Beşinci günün şafağında her ihtimale karşı doğuya bakın